KOLLEKTİF BİLİNÇ VAR MIDIR?

Prestijli Princeton Anomalileri Araştırma Enstitüsü'nde (PEAR) kolektif bir bilincin var olduğuna ikna oldular, aslında şu anda siz bu kelimeleri okurken tüm dünyada onu izliyorlar! Princeton'da bir süredir Profesör Robert Jahn ve meslektaşları, düşüncenin cansız nesneleri etkileme yeteneği olan psikokinezlerin (kısaca PK) (cansız nesneleri düşünce gücüyle hareket ettirebilme) varlığını kanıtlamaya veya çürütmeye çalışan bir dizi laboratuvar deneyi yürütüyorlar. PK, sahne sanatçısı ve kaşık bükücü Uri Geller tarafından popüler hale geldi. Princeton'da PK'yi çok ciddiye aldılar ve fenomenin gerçek olup olmadığını test etmek istediler.

Bunu yapmak için RNG makinelerini kullandılar. Kısacası, PEAR enstitüsünde, 50-50 değişim RNG sonuçları önemli ölçüde değiştirilebileceğinden, 'madde üzerinde zihin' zihinsel yeteneklerinin var olduğu defalarca kanıtlanmıştır.

On yıldan fazla bir süredir testler yapıyorlar, sonunda PK'nin gerçek olduğu sonucuna vardıklarında binlerce denemede yüzlerce deneği test ettiler. Hatta PK yeteneklerinin bir dereceye kadar herkes için ortak olduğu sonucuna vardılar. Deneklerinin önceden bilinen herhangi bir paranormal yeteneği yoktu. Princeton'da PK'nin gerçek olduğuna o kadar ikna oldular ki şimdi teorik bir açıklama arıyorlar.

Araştırmalar, RNG cihazlarının kitleleri bir arada hareket ettiren şok edici küresel olayları kaydedebildiğini kanıtladı. Bu olaylardan birkaçı, Prenses Diana'nın cenazesi, Simpson davasındaki karar ve daha yakın zamanda New York'taki 911 saldırılarıdır. Türkiye’deki Gezi olaylarını da buraya eklemek gerekir. Birbirinden habersiz olarak ilk gün meydanlara çıkan binlerce insandan söz ediyoruz…!

Kendi beyin dalgalarımız diğer kişinin beyin dalgalarında ortaya çıkacak şekilde başka bir kişiyle gerçekten bağlantı kurabilirsek, kendi bireyselliğimiz, kendi ayrı egomuz hakkında sorular sormaya başlayabiliriz. Nerede başlar ve nerede biter?

Bu deneyler, Hameroff'un beyin tarafından üretilmek yerine alınan proto bilincin kuantum beyin teorisini destekliyor gibi görünüyor. Dolayısıyla soru, ayrı bir egomuz mu var yoksa bir tür yanılsama mı?

ABD'nin Savunma Zekası Ajansı (DIA) için çalışan Russel Targ ve Harold Puthoff daha sonra istihbarat alanında "uzaktan izleme" (remote wieving) olarak adlandırılan çok sayıda deney gerçekleştirdi. "Uzaktan izlemenin" amacı, psişik protokoller aracılığıyla düşmanları gözetlemektir.

Targ ve Puthoff, ünlü medyum Ingo Swann ile elde ettikleri sonuçlarla DIA'yı etkiledi. ABD ve Rusya'nın istihbarat departmanlarının on yıllardır uzaktan görüntüleme tekniklerini kullandığı bir kamu sırrıdır, ancak son zamanlarda duyular dışı casuslukla ilgili yetmiş üç bin sayfalık gizli belge ABD tarafından gizliliği kaldırılmıştır. CIA şimdi, uzaktan izlemeyi bir casusluk aracı olarak kullandıklarını açıkça belirtiyor.

Ülkemizde hala resmi olarak kabul edilmeyen medyumluk yeteneğini Amerika savunma ve askeri stratejik planlama aracı olarak kullanıyor.

 

Maymunlar ve Tatlı Patatesler - Morfik alanlar

Japon kıyılarındaki Koshima adasında yaşayan Japon maymunu Macaca fuscata, en az 30 yıldır araştırma konusu olmuştu.

1952'de araştırmacılar maymunları kuma attıkları tatlı patatesle beslediler. Patatesler kirliydi ve maymunlar patateslerin tatlılığını sevseler de, açıkçası kirli olmalarını sevmiyorlardı. Yavru bir maymun çözüm bulmuş ve yakındaki bir derede patatesleri yıkayıp annesine vermiş. Bu numarayı annesine öğrettiğinde, giderek daha fazla maymun bu numarada ustalaştı. 

Ancak sözde yüzüncü maymun patateslerini yıkamayı öğrendikten sonra, birdenbire adadaki tüm kabile bu numarada ustalaştı. Daha da şaşırtıcı olan diğer adalardaki ve anakaradaki maymun kolonileri aniden tatlı patateslerini yıkamaya başladılar.

Açıklanamayan bir nedenden dolayı, yetenek uzak yerlerdeki diğer maymunlara aktarıldı. Bu fenomenin gerçekleşmesi için gereken kesin sayı, kritik kütle belirsiz olsa da, 'Yüzüncü maymun fenomeni' olarak ünlendi.

Etkisinin insanlar için de geçerli olup olmadığını görmek için yapılan çalışmalar, insanların da ortak bir depoyu, ortak bir veri tabanını paylaşıyormuşuz gibi bilinçsizce bilgi paylaştığını ortaya çıkardı. Bir grubun tek üyelerine belirli bulmacalar öğretildiğinde, grubun "yüzüncü" maymunu numarayı öğrendiğinde, bulmacalar önemli ölçüde daha kolay ve daha hızlı çözülebilirdi.

 

Tüm Varlığın Temeli Olan Bilinç

Oregon Üniversitesi'nde Fizik Profesörü Amit Goswami, 'Kendinin Farkında Evren', 'Kuantum Yaratıcılık', 'Ruhun Fiziği' ve 'Vizyoner Pencere' adlı kitapların yazarıdır. "bilinç içinde bilim". Kuantum biliminin dayattığı paradoksların ancak bilinç hakkında karşıt bir görüşün benimsenmesiyle çözülebileceğine inanıyor. Mevcut dünya görüşünde bilinç, beyin aktivitesinin sonucu, epifenomeni olarak kabul edilir. Bilinç, basitçe, beyinde dolaşan moleküllerin ve elektriksel enerji alanlarının kimyasal dansının sonucudur. Bu nedensel determinist bilinç görüşüne yukarı nedensellik denir ve özgür irademizin yanıltıcı olduğunu iddia eder. Tüm insan davranışları, kromozomal yapımız ve vücutta meydana gelen mekanik, elektriksel ve kimyasal süreçlerin toplamı tarafından belirlenir. Bu kavramı takiben, insanlar özgür iradeye sahip olmayan karmaşık makinelerdir. Ancak Amit Goswami, bilinç için aşağı doğru bir nedenselliğe ve bilincin tüm varlıkların temeli olduğuna inanır. Çok basit bir mantığı var: "Eğer fiziksel dünya kuantum dalgasının çöküşünün lütfuyla bilinçli gözlem gerektiriyorsa, bilinç nasıl fiziksel dünyanın sonucu olabilir? Bilinç aynı anda hem kendi nedeni hem de sonucu olamaz! Bilinç ilkel olarak görülürse tavuk ve yumurta paradoksu çözülür.

Amit Goswami'nin dini Hindu geçmişi ona Brahman'ın zihninin evrenin tek nedeni olduğunu öğretti, ancak bilimsel şüpheci geçmişinden buna inanmayı reddetti. Sonunda pes etti ve dininin başından beri doğruyu söylüyor olabileceğini kabul etti.

Maddi gerçekçiliğimizin, maddi dünyamızın var olan tek gerçeklik olduğu inancının yanlış olduğunu ve tüm varlıkların zemininin bilinç olduğunu öğretmeye çalışıyor.

 

Özetle

Bilincin günlük dünya deneyimimizde daha önce inanıldığından çok daha büyük bir etkisi olduğunu gördük. Bilincin etkisi yalnızca kuantum fiziğinin kuantum alanıyla sınırlı değildir, içinde yaşadığımız dünya genelinde önemli bir rol oynar.

René Descartes tarafından öne sürülen beden ve zihin arasında katı bir ayrım olduğuna dair asırlık düşünce yanlıştır. Düşüncelerimiz ve duygularımız, gerçeklikle ilgili bedensel içsel deneyimlerimizle sınırlı değildir, dış dünya üzerinde ölçülebilir ve kanıtlanabilir bir etkiye sahiptir. Bilim artık bilincin yalnızca maneviyat alanı olduğunu ve geçilmemesi gereken katı bir sınır çizgisi olduğunu iddia edemez.

Kuantum fizikçisi Amit Goswami'yi dünyayı baş aşağı tuttuğumuza inandırdı. Bilinç, materyalist dünyanın bir etkisi değildir; hayır tam da bunun nedeni. Ama eğer bu doğruysa, eğer bilinç fiziksel dünyayı yaratıyorsa, onu neyden yaratıyor?

En azından bilinç bir tür enerjiyi, herhangi bir şeyi yaratmak için gerekli olan ruhsal bir enerjiyi içermelidir. Kuantum beyin teorisi, bilincin evrende her yerde olduğu ve beyinle sınırlı olmadığı konusunda haklıysa, bu enerji evrenin herhangi bir yerinde de bulunmalıdır.

 

 

Kaynaklar:

The Source Field Investigations

The Synchronicity Key

David Wilcock


Canlı Destek
{{ c.message }}
{{ c.created_at|render_date }}

Temsilci yazıyor....

{{ offline_message }}

 web tasarım